img_2665

Merhaba ! Bize birkaç cümle ile kendinizden bahsedebilir misiniz?

Ailem 1964’te Sivas’tan İstanbul’a geldi. Bakırköy’de doğdum. İstanbul’un Sultangazi ilçesinde çocukluğumu her şeyimi yaşadım. Devlet okulunda ilkokulu ve ortaokulu okudum.  Liseyi düz lise olarak devam ettim. Liseden sonra 2 yıl mezun kursu oldu oraya gittim. Ondan sonra Bursa Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi felsefe bölümünü kazandım ve okudum. Ben hayatımı 2 döneme ayırırım. Bir üniversite öncesi sürecim iki üniversite sonrası sürecim. Gerçek anlamda bu bölüm benim dünyaya bakışımı ve insanlara yaklaşımımı etkiledi.

Okuduğunuz bölümü tercih etmek isteyenler için tanıtabilir misiniz?

Felsefe hakkında Türkiye’de ve daha çok İslam coğrafyasında Tanrısızlığa, Tanrı tanımamazlığa ve boş laf ebeliğine kadar yorum yürütülüyor. Aslında biraz daha bölüme derinlemesine inildiğinde kendi inancımızdaki önemli şahısların önemli düşünen adamların bu yöntemi uygulayarak, bu düşünme biçimini kullanarak bir yol açtıklarını görebiliyorsunuz. Bu noktada en temelde ben okuyacak olanlara şunu söyleyeyim düşünme biçiminiz tamamen değişiyor. Tabii ne yapmanız lazım felsefenin o akan nehrine kendinizi bırakmanız gerekiyor. Eğer hala ben çabalayacağım aynısı gibi olacağım, bu fikirlerle ilerleyeceğim derseniz tabii değişemezsiniz. Ama biraz da olsa felsefenin o akan nehrine kendinizi bırakırsanız felsefe insana görmediklerini ve görünenin arkasında gerçekte ne olduğunu az da olsa gösteriyor. Okuyan öğrencilerin ilk başta acı çekeceğini söyleyebilirim. Bu düşünsel bir acı olacak. Yani öğrencinin daha önceki tabulaşmış, ilkeselleşmiş, o kokuşmuş değerlerinin yıkılması acı verir. Öğrenci daha önce inandığı şeylerin aslında gerçek olmadığını, uydurma olduğunu ya da insanların empoze ettiğini görecek, bununla yüzleşecek ve bundan sonra kendi değerlerini oluşturduğunda gerçek ben olduğunun farkına varacaktır. Öğrenci tabii en temelde parayı bulacaktır demiyorum. Felsefe okuyacak birinin, öğretmenlik okuyacak bir insanın para üzerinden bu mesleği seçtiği anda hayal kırıklığına uğrayacağını söyleyebilirim. En temelde sadece insan nedir, ne işe yarar, insan olmak nedir sorularını daha tutarlı daha anlamlı cevaplamak istiyorsanız artık felsefe ve sosyoloji size en temel kapıdır.

Bölümünüzü tercih etmenizdeki etkenler nelerdir?

Şu anda biliyorsunuz Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik diye bir bölüm var. Bizim mezun olduğumuz 2008, 2009, 2010 yıllarında rehberlik çalışmaları yoktu. Aslında vardı ama yoktu öyle söyleyeyim. Lise dönemimde ben Rehberlik hocamı bir kere gördüm. Bir kere odasına girdim. Çünkü ilgilenme diye bir şey yok. O da niye girmiştim hocam bana ders programı hazırlar mısınız? Nasıl çalışacağımı bilmiyorum. 10 dakika konuştu. Dedi yemeğini şu saatte ye, şuna şöyle başla yeter. Dolayısıyla biz meslekleri bırakın tanımayı, sınava nasıl çalışılır onu bile bilmiyorduk. Meslekleri nasıl öğreneceksiniz? Önünüzde bir örnek olması lazım. Öyle bir örnek yok. Bir rehber olması lazım o da yok. Dershane sürecine başladım. x bir dershaneye gittim. Birinci yıl evet belli bir puan aldım ama istediğim bir meslek yoktu. Daha doğrusu meslekleri çok iyi bilmiyordum. Üniversiteye nasıl bakıyordum şehir olarak. Şehirler çok uzaktaydı. Dedim bir sene daha deneyeyim. İkinci senemde özellikle öğretmenlik ve işletme iktisat gibi para ile ilgili bölümler düşünüyordum. Baktığında iktisat ve işletmenin genel durumuna (hep bunları ben yapıyorum bu arada hiç Rehberlikçi olmadı) dedim ki şurada burada herkes iktisat, işletme mezunu geleceği yok. O halde dedim ki sınıf öğretmenliği olsun. Oda tutmuyordu. Çünkü sıralamam 110.000’di. 60.000 ile kapatıyorlardı. Bu noktada bana rehberlik, felsefe ve sosyoloji yakın geldi. Bir Hocama dedim ki “hocam sosyoloji mi felsefe mi? Ne seçeyim?”. Dedi “Felsefe oku.” Öyle gittim. Felsefe nedir, ne işe yarar bilmiyordum. ÖSS’de felsefeden 8 sorudan 4 yanlış yaptım. Yani hakim olduğum bir alan değildi. Sadece öğretmenlik olsun diye gittim. Ama gerçekten bu mesleği seviyorum. Çocuklarla ilgilenmek güzel bir şey. İnsan hep genç kalıyor. Kafan hep dinç kalıyor. İnsan öğreniyor, insan tanıyorsun. Bu yüzden seçtim başka özel bir sebebi yok.

Okuduğunuz üniversite ve şehrin öğrenciler için imkanlarından bahseder misiniz?

Öğrenciler üniversiteye gittikleri zaman ne bekliyorlar? Beklenti üzerinden konuşabiliriz. Eğer öğrenci televizyonlardaki üniversite hayatını bekliyorsa açık konuşayım dünyanın hiç bir yerinde, Türkiye’nin hiç bir yerinde böyle bir dünya yok. Eskiden asker filmleri çevirirlerdi böyle hoplamalı zıplamalı, her asker memnun, işte komutanıyla şaka yapabiliyor bunlar nasıl gerçek değilse üniversitelerde böyle her gün partiler, gezmeler, içmeler yok.Örneğin bir makarna kaç tür bilirsiniz? İki tür değil mi? Yağlı ve salçalı. Üniversiteye gittiğinde 10 çeşit makarna çeşidi bilebilirsin, uygulayabilirsin. Ardından yumurtalı ekmek, yumurtalı patates vardır mesela bunları öğrenirsin. Dolayısıyla üniversiteye gidecek öğrencilerden şunu rica ediyorum o tür filmlere, dizilere kapılmasınlar. Bursa bu noktada çok güzel bir yer. Tarihi yerleri çok iyi. Örneğin kahvaltı yapacağınız, akşam yemeği yiyeceğiniz, arkadaşlarınızla gezebileceğiniz, usturuplu bir yerde oturup muhabbet edeceğiniz yerler var. Kopacağınız, zıplayacağınız yerlerde var. Bu dışsal etkiler bunlar mevcut. Üniversitenin olanağı çok fazla. Üniversitenin örneğin Erasmus programları oluyor her üniversitede olduğu gibi. Benim bölümümde Polonya ve Slovakya ülkelerine götürüyorlardı. Bu noktada güzel bir avantajı var. Hocalarım gerçekten kendi alanında iyi insanlar. Gidip odasında oturup bir buçuk saat boyunca kafasını şişirebilirsin ve sana niye şişiriyorsun demez. Kendi bölümüm için konuşuyorum. Her anlamda şehrin alt yapısı gelişmiş. Tramvay, metro, otobüsler var. Her şey mükemmel trafik 5 dakikadan fazla yok. 5 dakikadan fazla trafikte kalan adam çıldırıyor. İstanbul’da olsa ne yapar bilmiyorum. O noktada öğrenci vakit kaybetmeyecek.  Benim oturduğum yerle üniversite arasında 17 kilometre vardı ve ben üniversiteye yarım saatte gidiyordum. Şu anda benim evimle çalıştığım yer arasında 10 kilometre var ve ben 1 saat 20 dakikaya geliyorum. Büyükşehir mi daha güzel orta şehir mi daha güzel siz karar verin. Şu anda bana göre insanın en önemli değeri zamandır. Zamanı iyi kullanmak lazım. İstanbul’da maalesef zamanı iyi kullanamıyoruz.

Okuduğunuz bölümün size göre olumlu ve olumsuz yönleri nelerdir?

Olumsuz yönleri felsefe okumaya gittiğiniz zaman birinci sınıfta herkes filozof olur. Niye filozof olur? Çünkü her şeyi kendileri bilir, ya bu böyle olmalıdır şöyle olmalıdır. Az okurlar, çok konuşurlar, filozof olurlar. İkinci sınıfta çok okurlar, çok konuşurlar. Üçte çok okurlar, az konuşurlar. Dörtte biz hiç konuşmadık, çok okuduk. Öğrendik ki felsefe hakikaten güzel bir şey. Ama artık bir şey söylemekten korkar hale gelirsiniz. Çünkü net bir şey hakkında karar veremiyorsunuz. Bu kararsızlık insana olumsuz yansıyabilir. Ya bu nedir, o nedir gibi sorular. Ama bunun arkasında şu var. Senin düşünme kültürünü genişletiyor, düşünme mekanizmanı  hızlandırıyor, kuvvetlendiriyor. Bu en temel özellik. Örneğin ben televizyon programında siyaset izlediğim zaman az çok kimin yalan söylediğini, kimin jest mimiklerde boya yaptığını görebiliyorum. Bu faydası var. İnsanların yalan söyleyip doğru söylediğini, gerçeğin ne olduğunu, hangi kültürden geldin, inancının nasıl bir inanç olduğuna daha iyi tutarlı bir şekilde eleştirel bir gözle bakabiliyorsunuz. Bir olumsuz yanı daha var. Ekonomik olarak pek para kazanamazsınız. Çok refah hayat süremezsiniz. Ama bu dünyaya bunun için mi geldik sorusunu sorduğumda evet ben çok refah hayat için gelmedim dediğimde aslında ben bu bölümü iyi ki de okumuşum diyorum.

İş olanaklarından bahseder misiniz?

Mesleki bakımdan atama olarak sıkıntılıyız. Geçen seneler 180, 200, 270 atama oluyordu 5 bin civarı içerisinden. Şu anda bir söylenti var ki bu yanlışlanmadı da  2017’den itibaren 2023’e kadar  felsefe ve psikoloji bölümlerinde atama olmayacağıyla alakalı. Tabi mezun olan arkadaşlarım var. Mezun olacak olan arkadaşlarım var. Bu anlık kararlar hem felsefeciye hem eğitime daha da üstte toplumumuza, devletimize zarar verecek. Umarım bu söylentiler gerçek değildir. Olabildiğince felsefe derslerini rica ediyorum din hocası vermesin din derslerini de felsefe hocası vermesin. O dersten kim sorumluysa o alandaki adam versin ki hepimiz bunda başarılı olalım. Şu anda ki durum mesleki anlamda darlaştı. Atama olmuyor. Öğretmen ücretleri ortalama 2500 civarlarında başlıyor. Dolayısıyla öğrencilerin yani 4 yıl boyunca okuyan arkadaşların, para harcayan arkadaşların keşke dememeleri için bu noktada birazcık da yetkili kişilerin düşünmeleri gerekiyor. Okumak isteyen ve okumayı düşünen arkadaşlar para merkezli düşünüyorsanız mutsuz olursunuz.

Mesleğinize dair bir anımızı paylaşır mısınız?

Bir sürü anım oldu. Şöyle bir anımı paylaşayım. Her zaman karşılaştığımız bir sorudur bu:  “ Hocam felsefeciler genellikle ateist olurmuş. Siz ne diyorsunuz?” Dedim ki arkadaşlar ben sizin inandığınız dine inanmıyorum. Evet ben Allah’a inanıyorum, Peygambere inanıyorum. Ama sizinkine inanmıyorum. Dediler: “Hocam nasıl ateist değilsiniz?” Dedim bana göre sizler ateistsiniz çünkü sizin dininiz kültür dini benim dinim akıl ve mantık dinidir. Sonrasında adım çıktı “ateist hoca” diye. Şu anda hala bana genellikle ateist hoca diyorlar. Ama Allah’a şükür inanıyorum. Yani benimki biraz daha rasyonel bir din. Mucizelerin ya da uçup kaçmaların olmadığı, tutarlı, açıklanabilir, bilimsel anlamda deney gözlem yapılabilen bir dine inandığım için toplum bakımından biraz marjinal kalıyorum.

img_2666

Bu bölümü tercih edecek kişiler için tavsiyeleriniz nelerdir?

En temelde tavsiye etmediğim şey para merkezli düşünmektir. Bakın para merkezli düşünürseniz alanınızda uzmanlaşamazsınız ama alanında uzmanlaşan her insan para sahibi olabilir. Felsefe okuyorsun uzmanlaş profesör ol 10 milyar para kazan. 10 milyar para kazanmak için profesör olmaya çalışırsan yarı yolda tıkanırsın, üşenirsin. Dolayısıyla en temelde bu bölümü okuyacak bir insan ilim düşünmek zorunda. İki ön yargısız, ne olduğuna bakmadan yani bu ateist düşünceymiş, bu şöyle düşünceymiş gibi görmeyeceksin. Aslında felsefe sana şunu açıyor; zihin kapasiteni genişletiyor, sınırlarını aşıyor, farklı düşünmeni sağlıyor ve kültürde katıyor. Sana diğer insanlardan farklı bakabilmeni sağlayacak.  Ekonomik olarak diğer öğretmenlerle hemen hemen aynı para alınıyor. Çok fazla fark etmiyor. Sadece atama noktasında sıkıntı yaşanıyor. Ama mezun sayısı örneğin bir matematik bölümü kadar olmadığı için atanabilirsin. Matematik öğretmenliği 93-94 puanla atanırken felsefe 85 puanla atanıyordu. Daha düşük dolayısıyla imkanınız var. Bu bölümü tercih edecek arkadaşlara tekrar söylüyorum; kitap okumayı seven, araştırmayı seven, sorgulamayı sevenler bu bölümü okusun.

Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?

Öncelikle sizlere teşekkür ediyorum. Bu imkanı Mahmut Hoca üzerinden sağladığınız için. İnsanların kendi anılarını, düşüncelerini, fikirlerini yaymasını sağlamak güneşin doğmadığı yerlere güneş götürmek kadar değerlidir. Bu noktada yaptığınız şeyin değerli olduğuna inanıyorum. Umarım siz öğretmenlik hayatında atamayla ilgili, ekonomik durumlarla alakalı sıkıntı yaşamadan düzgün bir sistemde öğretmenliğinizi yapabilirsiniz. Başarılar diliyorum.

Peki verdiğiniz karardan hiç pişman oldunuz mu?

İlk bir sene oldum. Pişmanlığım felsefenin anlamsız ya da gereksiz olduğundan değildi, ailemden uzakta olmaktandı. Hayatım boyunca ailemden hiçbir şekilde uzak diyarlara gitmedim. Onun verdiği bir acı oldu. Birinci sınıftan sonra tabii üniversiteyi sadece bölüm olarak düşünmeyelim. Oradaki arkadaşlarımız, üniversitenin koşulları seni ya o şehre, üniversiteye bağlıyor ya da soğutuyor. Bursa’da okudum. İstanbul’un küçük hali diyebilirim. Deniz var, tarihi yerler var, merkezi var. Üniversite Türkiye’nin yüz ölçümü bakımından en büyük ilk on beş üniversitesinden biri. Hocaları muazzam insanlar. Hepsi halktan gelen insanlar, kopuk insanlar değil. Bunlar beni bağladı. İkinci sınıftan sonra evet ben bu bölümü okumalıyım ve okumak durumundayım diye bir karar aldım.

Bu meslek maddi ve manevi olarak beklentilerinizi karşılıyor mu?

Felsefeden önce çok sığ düşünebilen, çok sade düşünebilen, tek bir pencereden bakan bir insandım. Bunu kabul ediyorum. Tek bir amacım vardı; anı yaşamak, günü yaşamaktı. Sorunları, problemleri, dertleri çok görmezdim. Belki göstermezlerdi de görmezdim. Etnik anlamda ırkçı bir adamdım, kültürel anlamda ırkçı bir adamdım. Felsefe okuduktan sonra aslında ırk, etnik kimlik, din bunların hepsinin sonradan insana verildiğini asıl olanın insan olduğunu öğrendim. Dolayısıyla bana ne vadetti? Bir kişiye, bir varlığa bakarken şu mu bu mu diye değilde insan gözüyle bakabilmeyi öğretti. Dolayısıyla hümanist bir insan olmak istiyorsanız felsefe bu noktada size fayda sağlar.

Bu mesleği seçerken çevrenizden tavsiyeler aldınız mı?

Evet babamdan yardım aldım. Babam dedi “Ne okuyacaksın?”. Dedim “Felsefe.” Babam dedi “Ne işe yarıyor?” Dedim “Öğretmenmiş.” Babam “Oğlum oku.” dedi. Hatta şöyle ben dördüncü sınıfa geldiğimde dedem “Ne okuyorsun? Yani ne yapacaksın? Felsefe ne işe yarar?” dedi. Dedim “Okulda öğretmenmiş.” Dedem “Allah Allah öyle bir öğretmenlik mi varmış” dedi. “Varmış” dedim. “O zaman iyidir herhalde” dediler. Yani böyle bir toplum yapısından, böyle bir kültürden çıkıpta bu bölümü okudum. Şu anda yüksek lisans tez aşamasındayım. Buraya kadar geldiğim için çok yoruldum, çok yıprandım. Ama şu anda onların gözünde ben ötekiyimdir. Farklı düşündüğüm, farklı değerlerim olduğu için. Beni beyni yıkanmış, zihni yıkanmış, bulanmış olarak değerlendirirler. Ama saygı duyuyorum. Çünkü insanlar başka birisi olduğu için değerlidir. Herkes aynı olsaydı bence değerli bir şey kalmazdı.


“Sercan SEÇGİN&rdquo hakkında 0 yorum

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir